çay seven biri olarak seni sıktıysa beni düşün.bu kutsallaştırmaları anlamıyorum. kahve sevdiğimi/içtiğimi söyleyemiyorum bile. mocha niye entellektüel oldu :)
o zaman sana bi kahve hikayesi anlatayım, daha cok sev :p
bu bir sonbahar hikayesi.
yazın son kelebeklerinden biri olarak sevgiylekal çiçekleri üstünde umutuzca uçarken burnuna enfes bir koku gelmiş Zencefilin.
uçmuş, uçmuş bitap düşüp uyuyakalana kadar bütün kampüsü dolaşmış.
ama kokunun geldiği yeri bulamamış.
günler, aylar birbirini kovalamış. bütün ölü mezunların anısına dikilen ağaçlara, kendiliğinden bitiveren sarmaşıklara, sahibi bakamadığı için okul bahçesine bırakılan Siyam Kedisine, artık dallarda durmaya takati kalmayan yaban kestanelerine, en eski pencere pervazlarına ve okulun kadim banklarına sorduysa da kimse bu kokuyu duymamış.
aradan uzun yıllar geçmiş, bütün yaşama hevesini kaybeden Zencefil 3senenin sonunda tam da aramayı bırakmışken aradığı kokuyu bulmuş. minicik bir kahve dükkanıymış bu enfes kokular yayan yer!
Zencefil ilk başta temkinli davransa da (hayır hayır uslu bi kız değil ki bu) kahvenin büyülü kokusuna dayanamayıp tadına bakmış. gel zaman git zaman tiryaki olmuş. kahvesiz muhabbet edemez hale gelmiş.
kahvenin kokusuna iki yıl boyunca yeniden aşık oluyormuş. varoluşunun anlamını bu kokuda buldugunu düşünüyormuş. kahve içemediği günler bütün renkler anlamını yitiriyormuş.
bir gün yine kahve içmeye gittiğinde ağzına ilk yudumu alır almaz midesinde dayanılmaz bir acı hissetmiş. evet ülser olmuş (ya da onun gibi bir şey). ve bir daha asla kahve içememiş.
gökten 3 elma düşmüş, üçünü de Zencefil kemirmiş. çünkü diğer bütün kelebekler kış geldiği için güney sahillerine uçmuşlar.
kıssadan hisse 1: aslında bize deva olabileceğini düşündüğümüz şeyler bir anda zehre dönüşebilir, bizi amansız hastalıklara sürükleyebilir.
kahvenizi nasıl alırdınız?
sonlara doğru biraz sıkıldım. hisseyi önce düşünüp kıssayı sonra yazdım, uyuşmamış olabilir. uykum geldi ayrıca.
o zaman sana bi kahve hikayesi anlatayım, daha cok sev :p
bu bir sonbahar hikayesi.
yazın son kelebeklerinden biri olarak sevgiylekal çiçekleri üstünde umutuzca uçarken burnuna enfes bir koku gelmiş Zencefilin.
uçmuş, uçmuş bitap düşüp uyuyakalana kadar bütün kampüsü dolaşmış.
ama kokunun geldiği yeri bulamamış.
günler, aylar birbirini kovalamış. bütün ölü mezunların anısına dikilen ağaçlara, kendiliğinden bitiveren sarmaşıklara, sahibi bakamadığı için okul bahçesine bırakılan Siyam Kedisine, artık dallarda durmaya takati kalmayan yaban kestanelerine, en eski pencere pervazlarına ve okulun kadim banklarına sorduysa da kimse bu kokuyu duymamış.
aradan uzun yıllar geçmiş, bütün yaşama hevesini kaybeden Zencefil 3senenin sonunda tam da aramayı bırakmışken aradığı kokuyu bulmuş. minicik bir kahve dükkanıymış bu enfes kokular yayan yer!
Zencefil ilk başta temkinli davransa da (hayır hayır uslu bi kız değil ki bu) kahvenin büyülü kokusuna dayanamayıp tadına bakmış. gel zaman git zaman tiryaki olmuş. kahvesiz muhabbet edemez hale gelmiş.
kahvenin kokusuna iki yıl boyunca yeniden aşık oluyormuş. varoluşunun anlamını bu kokuda buldugunu düşünüyormuş. kahve içemediği günler bütün renkler anlamını yitiriyormuş.
bir gün yine kahve içmeye gittiğinde ağzına ilk yudumu alır almaz midesinde dayanılmaz bir acı hissetmiş. evet ülser olmuş (ya da onun gibi bir şey). ve bir daha asla kahve içememiş.
gökten 3 elma düşmüş, üçünü de Zencefil kemirmiş. çünkü diğer bütün kelebekler kış geldiği için güney sahillerine uçmuşlar.
kıssadan hisse 1: aslında bize deva olabileceğini düşündüğümüz şeyler bir anda zehre dönüşebilir, bizi amansız hastalıklara sürükleyebilir.
kahvenizi nasıl alırdınız?
sonlara doğru biraz sıkıldım. hisseyi önce düşünüp kıssayı sonra yazdım, uyuşmamış olabilir. uykum geldi ayrıca.
:DDD hahaha bu ne be
YanıtlaSilsem çık tıtlısın